SIRLARIN SIRRI
Dan Brown, Robert Langdon serisindeki son kitabı ile yine okuyucusunu büyüledi…
- Polisiye / Öykü-Roman
KİTAP İNCELEMESİ
Dan Brown’ın Robert Langdon serisinde son kitabı. Konuya girmeden önce şunu belirtmek istiyorum, bu kitap 400 sayfa da olabilirmiş. Olaylar bir türlü bitmek bilmedi, kurgu iyi olsa da bazen aynı döngünün içinde sıkışıp kalıyorsunuz. Hatta 250-450. sayfalar arasında Prag’da bir oraya bir buraya koşturdum durdum. Açıkçası bu süreç beni çok sıktı.
Ama bu durumun dışında kitabın kurgusu, ele alınan bilimsel ve mitolojik konular, Prag şehrinin betimlenmesi çok etkileyiciydi. Hatta kurguya bağlı olarak UZSI, ABD Büyükelçiliği ve CIA arasında geçen diplomatik olaylar da heyecan doluydu.
Golêm, GABA seviyesi, okültizm, AI, human to machine, noetik bilim, hale sembolü, fiziksel dünyayla bağlantısız ama her şeyle bağlantılı bir bilincin olduğu inancı, insan bilincinin doğası ve insan zihninin başkalarının zihni ile doğrudan iletişim kurabilmesinin yolları; kitap tüm bu konuları derinlemesine ele alırken, bakalım siz bu romanın sonunda Apolloncu tarafta mı yoksa Dionisosçu tarafta mı yer alacaksınız?
“Neden böyle bir soru sordun Uğur?” diye sorarsanız da Apolloncular daha kuralcıdır, rasyoneldir ve belli normları vardır, çünkü Apollon düzen ister. Dionisosçular ise Apolloncuların tam zıttıdır, tepkiler ve aşırılıklar karakterleridir, çünkü Dionisos kaos ister.
Kurguda ise Simgebilim Profesörü Robert Langdon beraber olduğu sevgilisi Katherine Salomon ile, Salomon’un Prag Karl Üniversitesi’nde vereceği konferans için Prag’a gider. Dr. Salomon insan bilincinin doğası üzerine keşifler yapmıştır, hatta bir de bunun üzerine kitap yazmıştır ama kitap daha basım aşamasındadır ve insanlığı altüst edecek bulgular bu kitapta yer almaktadır.
Gerçekleşen bu konferans ile beraber, Dr. Salomon, basımı bekleyen kitabı, Profesör Langdon, Folimanka Park’ın altında yer alan bilimsel araştırma laboratuvarı EŞİK, Golêm, ABD Büyükelçiliği, UZSI ve CIA; hepsinin birbirine bir yerde bağlanacağı ve cinayetlerin gerçekleşeceği olaylar dizisi başlar. Acaba Salomon kitabında neyi keşfetmişti? EŞİK’te ise bunla ilgili neler vardı?
Kitapta yer alan bilimsel, dinsel ve mitolojik kavramlar, merak edip araştırmayı sevenler içinse tam bir derya deniz olmuş. Bunlardan bazılarına yer vermek istiyorum.
Hale, dünyanın en yaygın dini sembollerinden birisi. Mısır Tanrısı Horakhty Steli’nde, Budist Kanishka Kutusu, Pantokrator İsa ve birçok ünlü Rönesans tablosunda yer alıyor. Leonardo Da Vinci’nin Kayalıklar Bakiresi, Fra Angelico’nun Müjde ve Giotto’nun Ağıt çalışmaları da hale sembolünü içeriyor. Hale aydınlanmış bir varlığın başının üzerindeki disktir. Haleler her türlü şekil ve boyutta olabilirler. Bazıları sert altın disklerdir, bazıları şeffaf hatta bazıları da kare şeklindedirler. Bazı özel hale şekilleri de ışık ışınlarıdır. Bunlara “Güneş tacı” denir. Horus’un, Helios’un, Ptolemy’nin, Sezar’ın, Rodos Heykeli’nin başlarını süslemiştir ve hatta New York şehrinde Özgürlük Heykeli’nin.
Biraz da Golêm’den bahsetmek istiyorum. İbraniceden Türkçeye Golêm olarak çevrilen bu kelimenin anlamı, kilden ya da topraktan yaratılan ancak ruhu olmayan varlık manasındadır. Yahudilere yardım etmek için yaratılan Golêm’in gücünün doğa üstü olduğu, Musevilere hizmet etmek için ve zorda kaldıklarında halkını kurtarmak için büyüyü kullandığı ise mitolojik hikâyelerde karşımıza çıkıyor. Mitolojide Golêmin farklı farklı birçok hikâyesi olsa da bunlardan en bilineni 16. yüzyılda Prag’da geçer. The Golem adıyla 2018 yılında beyaz perdede de yerini almıştır.
Bir diğer araştırma konusu ise GABA seviyesidir. GABA, merkezi sinir sisteminizdeki en yaygın inhibitör nörotransmiterdir. İnhibitör nörotransmiterler kimyasal mesajları önler veya bloke eder ve beyninizdeki sinir hücrelerinin uyarılmasını azaltır. Bir filtre sistemi gibi düşünebilirsiniz, her şeyi geçirmiyor. Bu da GABA’nın, bir sinir hücresinin diğer sinir hücrelerine kimyasal mesajlar alma, oluşturma veya gönderme yeteneğini azalttığı anlamına gelir.
Noetik bilime gelecek olursam da noetik, eski Yunanca’da algılamak, anlamak ya da kavramak anlamına gelen noetikostan türetilmiş sözcüktür. İlkçağ Yunan felsefesinde, duyular ya da deneyle değil de yalnızca akıl yoluyla kavranılan bilgi türü için kullanılan genel bir terimdir. Kaynak: Felsefe Sözlüğü / Baki Güçlü, Erkan Uzun, Serkan Uzun, Hüsrev Yoksal. En genel anlamda noetik, insan bilincini incelemektedir.
Bu bilimin icadı enstitüsünün kurulmasına uzanır. 1973 yılında eski astronot Edgar Mitchel ve sanayici Paul N. Temple tarafından insan potansiyelinin sınırlarını araştırmak için kurulmuştur. Enstitünün programı insan kapasitesinin genişletilmesi, entegre sağlık ve tedavi ve yenidünya görüşlerinin ortaya çıkmasını içermektedir. Ayrıca araştırmalar, spontane meditasyon, bilinçlilik, alternatif tedavi ve hastalık belirtilerinin azalması konularını da içermektedir. Mistisizm, insan potansiyeli, parapsikolojik beceriler ve beden ölümünden sonra bilincin hayatta kalması gibi konuları da içermektedir.
Kurguda Prag şehrinin altında Eşik adlı bilimsel laboratuvarda ise bu insan bilincine dair çığır açacak çalışmalar yapılmaktadır. Geçmişine bakıldığında da bu şehir yüzyıllar boyunca okültizmle ilgilenenlerin bağlantı noktası olmuştur. Okültizm, gizli ilimlerle, doğa üstü güçlerle ve mistik bilgilerle ilgilenen bir düşünce sistemidir. Hem din hem bilimsel konuların dışında kalan inançlardır. Doğa üstü ve gizemli olayları kapsar. Kral II. Rudolf bu topraklarda simya ilmiyle uğraşmıştır. John Dee ve Edward Kelley isimli kahinler ise ruhları çağırmak ve meleklerle konuşacakları seansları yapmak için bu topraklara gelmişlerdir. Zaten simya da hem doğanın ilkel yollarla araştırılmasına hem de erken dönem bir ruhani felsefe disiplinine işaret eden bir terimdir. Arapçadaki al-Kimiya kelimesinden gelerek İngilizceye alchemy olarak geçmiştir.
Kısacası inceleme yazımın en başında bu romanda yer alan sıkıldığım detaydan bahsetsem de haricinde kurgusu ve içerdiği terimler olarak muazzam olmuş. Merak duygusu olanları araştırmaya yöneltecek birçok detay var, ben bunlardan sadece birkaç tanesini biraz açtım. Kesinlikle tavsiye ediyorum. Kitaptan aldığım güzel bir alıntı ile yazımı sonlandırıyorum.
“Bakış açısını değiştirmek genellikle gizli bir gerçeği ortaya çıkarır. Bir soruna farklı bir açıdan bakma kabiliyeti başkalarının gözden kaçırdığı gerçekleri görebilmeyi sağlar. ”
Çok okuyun, kitapla ve sevgiyle kalın…

OLAĞANÜSTÜ BİR GECE
Stefan Zweig bu romanında da insan psikolojisini derinden ele almış. Düşündürücü, sorgulatıcı ve hepsinden de kıymetlisi hissettirici…
- Psikoloji / Novella
KİTAP İNCELEMESİ
Kitabın protagonisti elit bir sınıfta yer almaktadır ve zengin bir hayat yaşamaktadır. Genç yaşta anne ve babasını kaybeder. Ailesinden kendisine yüklü bir servet kalır. İşte bu andan itibaren para kazanma ve kariyer konuları kendisi için gereksiz bir hale gelir.
Bu süreçten sonra ise protagonist giderek hissizleşir, istekleri yok olma seviyesine iner, duyguları donuklaşır, ruhsal bir çöküş yaşar. Ancak bu centilmen yedek subay şaka ile başlayan ve sonu kendisini ahlaki bir suç işlemeye götürecek bir olay yaşar. Aynı gece başından duygu yoğunlukları ve karmaşaları yaşayacağı bir olay daha geçer.
Tam iradesinin, üzerinde bir yaptırımı kalmadığını düşünürken yaşadığı bu son olayla beraber kendi uyanış mucizesini yaratır. Her anlamda isteksizlik ve duygu donuklukları sonucunda sönmüş olan hayatı, yeniden filizlenir ve ruhani bir uyanış yaşar.
Yine klasik bir Zweig psikolojisi okudum. Sorgulatan, düşündüren, hissettiren bir kitap. Başlangıçta konu biraz sıktı ve açıkçası “Ne okuyorum ben?” dedim ama sonuna doğru Zweig kalitesi kendisini gösterdi.
Alıntı:
İnsanların geçmişte kalan her şeyin hep bir hata ve ileriye bir hazırlıktan ibaret olduğunu sanmaları genel bir delilik hali.

TEK VE TEK BAŞINA TÜRKAN
Türkan Saylan, ölmeden önce Ayşe Kulin’den kendisi hakkında bir roman yazmasını vasiyet etmiştir. Mayıs 2009’da Türkan Saylan hayatını kaybetmiştir ve aynı yıl Ayşe Kulin de bu biyografiyi ortaya çıkarmıştır. Ayşe Kulin, Türkan Saylan’ın özel mektupları ile zenginleştirdiği bu biyografide, Saylan’ın başardıklarını, çektiği zorlukları, aşk hikâyelerini, başaramadıklarını, insanlar için yaptıklarını, mesleğine olan aşkını, konu yapmak istedikleri ise o durumda oluşan hırs ve arzusunu, kısacası baştan sonra Türkan Saylan’ın hayatını ele almıştır.
- Biyografi
KİTAP İNCELEMESİ
Türkan Saylan, ölmeden önce Ayşe Kulin’den kendisi hakkında bir roman yazmasını vasiyet etmiştir. Mayıs 2009’da Türkan Saylan hayatını kaybetmiştir ve aynı yıl Ayşe Kulin de bu biyografiyi ortaya çıkarmıştır. Ayşe Kulin, Türkan Saylan’ın özel mektupları ile zenginleştirdiği bu biyografide, Saylan’ın başardıklarını, çektiği zorlukları, aşk hikâyelerini, başaramadıklarını, insanlar için yaptıklarını, mesleğine olan aşkını, konu yapmak istedikleri ise o durumda oluşan hırs ve arzusunu, kısacası baştan sonra Türkan Saylan’ın hayatını ele almıştır.
Bu kitabın sayfalarını okurken ve Türkan Hanım’ı tanıdıkça, sanki Türkan Hanım’ın evinde kendisinin bir ev arkadaşıymışım, ailesinden biriymişim ve onunla yaşıyormuşum gibi yakın hissettim kendimi Türkan Hanım’a, hayatındaki tüm hikâyelerde sanki ben de onun yanındaymışım ve o hikâyelere şahit olmuşum havasındaydım. O kadar yalın, içten ve akıcı bir üslup vardı ki kitapta, sayfalarda gezinirken Türkan Hanım’ın ailesinden bir parça oluveriyorsunuz.
Bizlere Türkan Saylan’ı bu kadar yakından tanıttığı için, kendisi hakkında birçok detayı öğrenmemize vesile olduğu için, bu zamana kadar Türkan Hoca hakkında hiç bilmediklerimizi kaleme aldığı için, buradan da Sayın Ayşe Kulin’e çok teşekkür etmek istiyorum. Kaleminize ve yüreğinize sağlık Ayşe Hanım.
2003 yılında Ayşe Kulin, Türkan Saylan ile doğu illerine doğru bir yolculuğa çıkar. Bu yolculuklarındaki amaçları, Türkan Hanım’ın hayata geçirdiği ve adını Çağdaş Türkiye’nin Çağdaş Kızları olarak koyduğu ancak sonradan Ayşe Hanım’ın adını Kardelenler olarak değiştirdiği projenin kitabını yazmaktır. Sonrasında ilerleyen dostlukları neticesinde de Türkan Hanım, Ayşe Kulin’den biyografisini yazmasını ister.
Aslında başlarda yani yıllar 2008’i gösterirken Ayşe Kulin, lepra dünyasına dair bir kitabı Türkan Hanım üzerinden ele almayı düşünür. Ancak bu süreçte hem Ayşe Hanım’ın geçirdiği bir rahatsızlık hem de Türkan Hanım’ın yaşadığı çeşitli olumsuzluklar bu projenin ertelenmesine sebep olur.
2009 yılında Türkan Saylan’ın evi basıldığında kitaplarına, yazılarına, mektuplarına el konulur. Bundan sonra Türkan Hoca hırsla bitirmesi gereken projeleri adına canla başla yola koyulur. Bu süreçte Ayşe Hanım’ı da yanına çağırarak, kitapla ilgili bazı özel isteklerini dile getirir. Burada ise en önemli detay Türkan Hoca vefat ettikten sonra, Türkan Hoca’nın en eski ve en yakın arkadaşlarından Gökşin Sanal’ın, Türkan Saylan ile on üç yaşından beri yazıştıkları mektuplardan seçtiklerini Ayşe Kulin’e vermesiyle başlar. Bu mektuplar üzerine Ayşe Hanım’ın kitabının içeriği değişir. Ayşe Hanım’ın ele alacağı biyografi, Türkan Hoca’nın hayatının bugüne kadar kaleme alınmamış kesitlerini içerirken, aynı zamanda Türkan Saylan’ın içinde yaşattığı çocuğu ve insani yanını öne çıkaracaktır.
Biyografide Türkan Saylan’ın geçirdiği çocukluk yılları; o dönemlerde gördüğü aile baskısı, özellikle üniversite yıllarında bu baskının boyutlarının artması ve ailesi tarafından yaşadığı zorluklar; başkaları tarafından başarısızlık olarak görülse de ayrılıkla biten yaptığı iki evlilik ancak burada Türkan Hoca’nın ilkeleri ve çizgilerinin önemi; çocuklarıyla geçen bir ömrü, Londra macerası; cüzam hastalığında başardıkları ve bu konuda insanlık için yaptıkları; cüzam hastalığını yenenleri topluma kazandırmak için sıfırdan yarattıkları; Uğur Dündar ile cüzam hastalığı konusunda bir röportajı ve ardından gelişen olaylar; ülkesi ve insanı için verdiği mücadelesi; Lepra Pavyonları için sonuna kadar vazgeçmeden ilerleyişi; durumu olmayan insanlar için yaptıkları ve yardımları; mesleğine olan aşkı ve bu konudaki azmi; bir hedef belirledikten sonra onu o hedeften asla vazgeçirmeyen arzusu ve hırsı; kendisinin basamakları bir bir çıktığı muhteşem bir kariyer hayatı ve bu yolculukta geçtiği tüm zorlu yollar; kız çocukları başta olmak üzere binlerce çocuk için yaptıkları; tüm bunların yanında da kendi yaşadığı hastalıklarla hayat boyu verdiği mücadele anlatılıyor.
Biyografi alanında son derece çağdaş ve aydınlatıcı bir roman olmuş, ayrıca Türkan Hanım’ın arkadaşı Gökşin Sanal ile olan mektuplaşmalarının bu biyografinin içerisine monte edilmesi, biyografi tarzına çok tatlı ve duygusal bir hava katmış. Çünkü okuyucu birçok bilinmeyeni keşfedecek. Sadece bir biyografi olmakla kalmayıp, Türkan Hanım’ın başına gelen olaylardan dolayı Türkiye’nin yakın geçmişine ışık tutan, laiklik tartışmalarına dem vuran, her kadının başına gelebilecek toplumsal sorunlar sebebiyle de kadın haklarını tema edinen bir eser olmuş.
Mektupların, Türkan Hanım’ın anılarıyla, kariyer ve özel hayatıyla, sosyal yaşamıyla harmanlanması, film tadında bir biyografi ortaya çıkarmış. Yalnızlık hissini kendi özel dünyasında ve kalbinde her zaman yaşayan, ama sosyal yaşamda hiçbir zaman yalnız kalmayan; duygusal çalkantıları ile kırmızı çizgileri ve güçlü iradesinin hayatı boyunca çatışması sonucunda kendine has karakterini ortaya çıkaran ve bu yarattığı karakterle de Türk kadınının modernleşmesine ışık tutan bir Türkan Saylan.
İşte o Türkan Saylan şöyle diyordu:
“Tüm insanlığın akıl ve vicdanın aydınlattığı yolda yürümeyi seçeceği gün, er veya geç gelecekti. Buna bütün kalbimle inanıyordum. Sabrımı ve sükunetimi, bu inançtan alıyordum. O güne kadar, başa her gelen çekilecek! Oyunun kuralı böyle! Yaşam oyununun! Ne demiş şair: ‘Yaşamak şakaya gelmez…’”
Kitaptan aldığım iki güzel alıntıya yer vererek, Türkan Hoca’nın insanın yüreğine dokunan cümlelerini paylaşmak istiyorum:
“Dinleyebilme; başkalarını anlayabilmek ve kalpleri kazanmak hususunda en kudretli anahtardır.”
“Üstün insan, ezen, öldüren kumandan değil; yücelten, kurtaran, yaşatan hekimdir!”
Türk gençliği ve Türk kadını için örnek alınması gereken bir kadın; inançları, değer yargıları ve ilkeleri doğrultusunda çizgisinden asla taviz vermeyen; kimsenin yanında yer almayan, her zaman tek başına olan ama hiçbir zaman yalnız olmayan bir kadın. İnsanların sadece fiziki acılarını değil, yürek acılarını da dindirmeye uğraşan muhteşem bir Türk kadını. Sevgi, saygı ve özlemle Sayın Türkan Saylan… Bu kitabı lütfen okuyunuz, lütfen kütüphanenizde biyografiler bölümünde bu kitap da yerini alsın. Hatta bu kitabı okumakla kalmayın; okunması için, Türk gençlerinin okuması için, Türk kadınının okuması için de lütfen vesile olun. Çok okuyun, kitapla ve sevgiyle kalın…
