Araştırma Yazılarım

Önce çok okumak, sonra da okuduklarından aldığın verileri araştırmak sonunda sana bunları yazıya dökebilme kabiliyeti sunar…

A close-up of a textured, vintage leather-bound journal resting atop a minimalist concrete shelf, with a carefully stacked selection of muted, cloth-covered books in the background. The surface has subtle gradients of shadow and light, created by a soft, overcast natural window light from the left. The journal’s spine faces outward, highlighted by delicate silver embossing, signifying heritage and wisdom. The mood is serene and studious, establishing an air of quiet reflection and subtle sophistication. Shot from a slightly elevated angle, the composition uses the rule of thirds to elegantly frame the scene, embodying a refined, photographic approach expected of a cultured personal writing and book site.


Nuri Demirağ

Nuri Demirağ, 1886 yılında Sivas’ın Divriği ilçesinde doğdu. Babasını küçük yaşta kaybetti ve annesi ile yaşamını devam ettirdi. İlkokul eğitimini Divriği’de tamamladıktan sonra İstanbul’a giderek Maliye Mekteb-i Âlisi‘ni bitirdi. İş hayatına 1908 yılında Ziraat Bankası’nda memur olarak başladı. 1913 yılında kendi şirketini kurdu. Türk Havacılık Tarihinin en önemli isimlerinden ve Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları inşaatının ilk müteahhitlerindendir. Türkiye’de ilk uçak fabrikasının kuruluşu, ilk sigara kâğıdı üretimi, ilk yerli paraşüt üretimi, ilk sivil havacılık okulunun kuruluşu gibi ilkleri gerçekleştiren, İstanbul Boğazı üzerine köprü yapılması, Keban’a büyük bir baraj yapılması düşüncelerini ilk kez gündeme getiren kişidir. Özellikle havacılık sanayisinde başarıları ile anılır.

Aynı zamanda ilk muhalefet partisi olan Milli Kalkınma Partisi’nin de kurucusudur. Başarılarından ötürü 1934 yılında Atatürk kendisine Demirağ soyadını verdi. Mustafa Kemal Paşa’nın kendisine bu soyadını vermesinin altında yatan sebep ise Türkiye’nin 10.000 kilometrelik demiryolu ağının yaklaşık1250 km’lik bölümünün inşasını gerçekleştirmiş olmasıdır.

Nuri Demirağ tarafından 1936 yılında üretilen “Nu.D-36” Türkiye’nin ilk tek motorlu savaş uçağıdır. Uçak fabrikasının bir sonraki uçak modeli ise 1938 yılında üretilecek olan çift motorlu ve 6 kişilik yolcu uçağı “Nu.D-38” olacaktır.

1938 yılında, Türk Hava Kurumu, 65 planör satın almak için sipariş verdi. 65 planör kısa sürede teslim edildikten sonra, sipariş edilen Nu.D-36 eğitim uçaklarının üretimi de tamamlanmış, deneme uçuşları İstanbul’da gerçekleşmişti. Ancak Türkiye’de böyle bir başarının özel sektör marifeti ile yapılması bazı çevreleri rahatsız eder ve Türk Hava Kurumu Nuri Demirağ’a verdiği uçak siparişini iptal eder. Mahkemeye yansıyan bu olayda iki ayrı bilirkişinin olumlu rapor yazmasına karşın THK uçakları almadı. THK’nın siparişi olan ve son olarak İstanbul’dan Eskişehir’e uçan uçakların teslimi için Eskişehir’de bir kez daha test uçuşu yapılması talep edilmiştir. Selahattin Reşit Alan, 1938’de Nu.D-36 uçağıyla iniş yaparken, çevredeki hayvanlar hava alanına girmesin diye pistte açılan hendeği görmez ve hendeğe düşer. Reşit Alan bu kazada vefat eder. Bu kazadan sonra THK siparişi tartışmaya kapalı şekilde iptal etti.

Uçak siparişlerinin iptali sonucunda kapanma tehlikesi yaşayan fabrika için Nuri Demirağ bu fabrikanın kapatılmaması adına o dönemin Cumhurbaşkanı olan İsmet İnönü’ye bir mektup yazarak yardım ister. Hatta gazetelerden “İsmet İnönü’ye açık mektup” başlığıyla ilanlar verir. Ve işte Nuri Demirağ’ın bu uçak fabrikasının kapatılmaması için dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’ye yazdığı o mektup:

“Cumhurreisimiz İsmet İnönü’nün yüce huzuruna

Büyük şefim,

Af buyurunuz, muztar kalmasam rahatsız etmezdim. Kendimi kazması omuzunda bir iş emirberiniz ad ederim. Milletin makûs talihini yenen siz büyüğümüzden aldığımız kuvvetle memleketin demiryolları fabrikaları büyük binaları yapıldı, yapılıyor. Göklerine hâkim olmayan milletlerin yerlerde sürüneceğine, daha doğrusu yerin dibinde çürüyeceğine kani bulunduğum cihetle bundan üç buçuk sene evvel bütün personelini, levazımatını tedricen vatanın sinesinden belirtecek ve memleketin ihtiyacına tamamen cevap verecek büyük bir tayyare endüstrisi kurmak tasavvurunda bulundum ve bu tasavvurumu Mareşal Fevzi Çakmak hazretlerine, o mübarek zata bir mektupla arz ettim ve bana bu hususta muin ve müzahir olup olmayacağını sordum. Cevabı ve buna eklenilen millî müdafaa ve iktisat vekaletlerine yazdığı tezkerelerin sureti ilişiktir.

Bunun üzerine dünyanın en mükemmel tayyare ve teferruatını yapan memleketlere mütehassıslarımla birçok kereler seyahat ettim. Tetkikat yaptım, yaptırdım. Ecnebi memleketlerde müteaddit, kıymetli Türk gençlerinden mühendisler ve işçiler okuttum, yetiştirdim ve yetiştirmekteyim. Fabrikamı sanat mekteplerinden yetişen en kıymetli Türk işçileriyle, en yeni ve modern makinelerle tezyin ederek buna müteallik muhtelif sanat şubelerinde kurslar açmak, bilgilerini ameli, nazari genişletmek suretiyle de elemanlar hazırladım. Beşiktaş’ta kurduğum tayyare atelyesiyle Yeşilköy’de yapmakta olduğum modern uçuş meydanı, tamir atelyesi ve hangara ait plan ve krokiler ilişiktir. Divriği’de kurulacak esas fabrikaya ait planlar ve bu maksatla satın alınan 1.500 dönümlük arazi ve maden taharri ruhsatnameleri ve su kuvvetlerinden elektrik istihsali için değirmen ve baraj mahalli krokileri ve bu maksada hizmet emeliyle yaptırılan 250 mevcutlu orta mektebe ait fotoğraflardan bir takımları eklidir. Maahaza ahvalin inkişafına talikan Divriği’de fabrika inşaatına henüz başlanmamıştır.

Geçenlerde Beşiktaş’taki atelyenin senevî imalat kabiliyetinin tayini istendi. 300 mektep veya 150 antrenman yahut 50 avcı tayyaresi yapılabileceği cevaben bildirildi. Zaman zaman takdirler ve teşekkürlerle maddi, manevi yardımlar yapılacağı ve siparişler verileceği hava kuvvetlerinden tahriren ve şifahen bildirildi. Şimdiye kadar asarı filiyyesi görülmedi. Bu babtaki emirlerin ve takdirnamelerin suretleri melfuftur. Hava kurumundan bidayette verilen ve arkası gelmeyen 65 planör kuruma teslim edilmiş ve 10 mektep tayyaresi, uçuş melekesi az olan bir mühendisimizin rızam hilafına tayyare ile Eskişehir’e giderken İnönü’nde yapılmakta olan törene iştirak etmek isteyerek, sahanın darlığı, planör, tayyarelerin ve ziyaretçilerin çokluğu yüzünden meydanda yer bulamamasından ekin tarlası içerisinde yere konuş esnasında bir metrelik çukuru göremeyerek mühendisin ölümüyle neticelenen bir kaza vukua gelmiş idi. Bunda tayyarenin kabahati yoktur.

Hava kuvvetlerinin birçok yüksek tayyare mühendislerinden mürekkep tetkik komisyonu tarafından ilk Türk tipi olarak belirttiğim bu tayyareye ait, sandıklar dolusu yüzlerce aerodinamik ve statik resimleri ve hesapları mezkûr komisyonca aylarca tetkik ve performans tecrübeleri yapılarak mükemmel normal mektep tayyaresi olduğunu hava kurumuna tebliğ ve uçuş müsaadesini verdiği halde Türk kuşu, memlekette yegâne salahiyettar bu fen komisyonunun kararını dinlemeyerek tayyareleri kabulden imtina etmekte ve kaza hadisesi yüzünden vukua gelen teahhüru nazarı itibara almayarak tayyareleri almamakta ısrar ve teminat mektubu muhteviyatı olan 14.000 Liramı zapt ve avans verdikleri 40 bin Lirayı istirdat etmişlerdir. Buna müteferri evrak eklidir.

İşçilerim ve fabrika personelleri işsiz kalmıştır. Esasen şimdiye kadar tam ve kâmil bir mesai sahası da bulamamışlardı. Bu müessese memleket müdafaası için faydalı bulunuyorsa derhal sipariş verilerek yaşatılmasının temini ricasını havi Mareşal hazretlerine çekilen ve şimdiye kadar cevabı alınamayan telgraf sureti ilişiktir. Bu uğurda şimdiye kadar harcanan 1,5 milyon Lira ile -hoş, karakterim buna müsait değil ya- farzı muhal 15-20 adet han apartman yaptırır, senede 150-200 bin Lira irad alarak istediğim yerde gezer, tozardım.

Hülasa: Türk’e ecdadından miras ve dünyaya nümune-i imtisal olmuş olan sipahiliğin, süvariliğin, serden geçdiliğin, bugünkü şekli de tayyareciliktir. Şimendüfer siyasetinizin verimli neticeleri meydanda, bidayetteki tenkitler, târizler, muhalefetler hatırlardadır. Bu feyizli eseriniz eğer haline terk olunsa veyahut inşaatın askerî idare altında amele taburlarına götürülmek sistemi takip edilseydi bu netice elde edilir miydi? Lüzumu halinde bu vasıtaların evvel be evvel askerî hidemata terk olunacağı tabii olduğu gibi tayyare levazım ve vesaitinin ilişik teskerelerle memleket müdafaası emrine hasr ve tahsisi emir olunmaktadır. Gece, gündüz, kış, yaz, yağmur, çamur, bora fırtına manialarını bertaraf edecek vatanın her bucağında şimdilik en az 60-70 yerinde modern uçuş meydanları, yanı başında tamir atelyeleri, hangarları, müteaddit sınıf ve derecelerde mektepleri ve birkaç yerde tayyare ve motor fabrikaları yaparak havacılığımıza binlerce ihtiyat, yapıcı, uçucu, yaratıcı elemanlar ve vesait yetiştirmek iktidarındayız.

Tayyare süratlidir, mütemadiyen de süratleniyor. Havacılık işlerinin bu sürate ayarlanması için hepsi aynı rütbede ayrı ayrı noktai nazar taşıyan hava kumandanlarının başlarına, tepeden tırnağa, başından sonuna kadar mesuliyeti nefsinde toplayan üzerine toz kondurulmamış yırtıcı, yaratıcı bir şahsiyetin her memlekette olduğu gibi bu mühim ve hayatî işin başına geçirilmesi suretiyle tevsiini ve mahdut çerçeve dahilinde bırakılmamasını vatanın yegâne kurtarıcısı siz büyük millî şefimden yalvararak kemâl-i hürmetle arz ve niyaz ederim.”

Nuri Demirağ ne bu mektubuna bir karşılık alır ne de mahkemeye verdiği THK ile yıllar süren bir mahkeme sonunda olumlu bir sonuç alabilir. Bu çabaların hiçbiri sonuç vermedi. Mahkeme THK lehine sonuçlandı. Ayrıca uçakların yurtdışına satılamaması için bir de kanun çıkartılır. Halbuki bu uçaklar Türk yapımı diğer savaş uçakları gibi o zamanın en iyi ve en kaliteli uçaklarından biri olmuştur. Sipariş alamayan fabrika 1944 yılında kapanır.