İNSAN KALMAK

Kıymetli Mustafa Ali Öztürk’ün kaleme aldığı bu eser, yazarın birçok toplumsal konuda yer verdiği düşünceleri, çözüm yolları ve önerilerinden oluşmaktadır. Okuyucusuna ışık tutacak, yol gösterecek ve zora düştüğü anlarda yol arkadaşı olacak bir başucu eseri olmuş.

Kitap okumak ve daha çok kelime bilmenin önemine; zorlu koşullarda vazgeçmek yerine bu durumların üzerine giderek tecrübeler kazanmaya; doğru hedefler koyarak bunlara erişebilmenin keyfi ve huzuruna; çalan, hak yiyen ve sadece kendi kazancını düşünerek topluma birçok konuda zarar verenlere; anlatmak değil de önce karşı tarafı anlamanın önemine; sadece insan haklarını değil tüm varlık haklarını korumanın kıymetine; ideal hayat ve insanın anlam arayışına; aklı güzel bir ahlak ve temiz bir gönülle kullanmanın değerine; doğru ve olması gereken bir gençlik edebiyatına; sosyal medya çağına; toplumsal sevgi ve saygının yok oluşuna; gerçek emeğin yerini sahte emektarların almasına; dünyanın ihtiyacı olan şeye değinmiş yazar bu eserinde.

Ayrıca kitap içerdiği alıntı zenginliği ile ise insanın düşüncelerini kâğıda dökmede bir kılavuz. Yine biyografi tarzında, bazı kıymetli insanlara bahsedilen bölümlerle de karşılaşacaksınız. Bu insanlar hakkında oldukça kısa ama öz bilgilerle aydınlanacak ve entelektüellik açısından değerli bilgiler bulacaksınız.

Kitap onlarca bölüm içerip her bir bölümde ayrı bir toplumsal sorunu ele alsa da tabii bu inceleme yazımda tüm bu bölümlere yer vermem zor, o zaman hemen her bölüm hakkında da spoiler vermiş olurum. “İnsan Kalmak” kitabını değerlendirdiğim bu yazımın devamında ele alınan onlarca bölüm arasından çok önemsediğim bazı bölümlere değineceğim, bu bölümlerden aldığım en özel alıntıları paylaşacağım.

“Kelimelerin Gücü” bölümünde daha çok kelime bilmenin, aynı kelimenin eş anlamlılarını da öğrenmenin, bir kelimenin farklı anlamlarını da keşfetmenin, Türkçe’mizin sözlüğünü tam anlamıyla kavrayabilmenin önemine yer verilmiş. Bence burada da en önemli yol çok kitap okumaktan geçiyor. Daha çok kelime bilen insan duygularını daha net ve doğru ifade eder; düşünce ve görüşlerini karşı tarafa etkileyici ve anlaşılır bir şekilde aktarabilir; verimli iletişime sebep olur. Bu tarz insanların toplumda çoğalması ise toplumsal iletişimin kalitesini artırır. Bu bölümden aldığım güzel bir alıntıya yer vermek istiyorum: “Kelime haznemizi geliştirmemiz, kelimelerin farklı anlamlarını öğrenmemiz, konuşurken kelimelerle oynama gücü verir.”

“Anlamak” bölümünde de günümüzde herkesin öncelikli derdinin ilk önce kendisinin anlaşılması gerektiği hissiyatına kapıldığı ve bunun da büyük bir iletişim problemine ve sorunlara sebep olduğu aktarılıyor. İlişkilerde sorunların çözüldüğü daha huzurlu bir topluma ulaşabilmek içinse işe önce karşımızdakini anlamaktan başlamamız gerektiği çok güzel ifade edilirken, sayfa sonunda şöyle bir alıntı ile karşılaşıyorsunuz: “Karşımızdakileri anlamaya çalışmak, onlara anlatmaktan önce onları anlamaya çalışmak, sorunları en aza indirecek ve daha huzurlu bir toplumda yaşamamıza imkân sağlayacaktır. Anlaşılmaya çok ihtiyacımızın olduğu şu zamanlarda, muhataplarımızı anlayarak anlaşılmayı beklemek en doğru hareket olacaktır.”

“Emek” bölümü, evet belki de günümüzde adaletin ve hakkın değerini kaybetmesiyle, haksız güçlünün haklı mazlumu ezebilmesiyle, değer yargılarının yitirilmesiyle, vicdanın ve liyakatin bir kenara bırakılarak önceliğin herkesin kendi çıkarları olmasıyla, gerçek ve sahte arasında kaybolan ya da yer değiştiren bir emek. Öyle bir an gelir ki haklı haksız konuma geçebilir ya da öyle bir an gelir ki haksız sahte kral ilan edilebilir. Öyle bir olay olur ki gerçek emekçi kaybeder ve kazanamazken, sahte emektarlar arzuları ve hırsları uğruna diledikleri yerlere gelirler. Yok mu bunu çözebilecek biri? Var ama belki de çözümün kendisi de bu işin için de ve belki de çözümün bir ucu onun da sınırlarını ihlal ediyor ve o haksız kazancına bıçak saplıyor. Durum böyle olursa, denetçi (sahte emektar) ne yapsın değil mi ama?  İşte bu sahte emektarların toplumda hemen her alanda ön plana çıkması, büyük bir adaletsizliğe ve ayrımcılığa yol açarken, sonunda ise toplumsal bir bölünmeye götürüyor bizleri. Gerçek emekçilerin sesleri, emekleri, mücadeleleri ise bu sahte emektarların şiddeti, gücü ve korkusu altında yok olup gidiyor.

Özel sektörden tutun da tüm kurum ve işleyişlerde denetçilerin liyakatsiz ve hak yiyen olduğu hemen her alanda, toplumun gönlü temiz ve güzel ahlak sahibi bireyleri neyin gerçek emek neyin emek hırsızlığı olduğunu fark etse bile, emek hırsızları yaptıkları işin o kadar gerçek bir emek olduğuna kendilerini öyle inandırıyorlar ki ve rollerine o kadar güzel kendilerini kaptırıyorlar ki artık gerçek emek ve emekçi ayırt edilemez hâle geliyor. Bu arada sahte emektarların soy ağacında hemen altlarında yer alan dalkavuklar ve yalakaları da unutmayalım; onlar da gerekli şekilde bu işlerden nemalanıyorlar. O zaman gelelim incelemesine derinden yer verdiğim bu konudan, bu toplumsal sorundan, toplumumuzun kanserli bir parçası olup da bir türlü kesip atamadığımız kısımdan aldığım güzel bir alıntıya, bakın kalbine dokunanları düşünceleri ile birleştirip doğru kelimelerle ne de güzel süslemiş kıymetli Mustafa Ali Öztürk: “ Gerçek emektarların, toplumda hak ettikleri yeri bulmaları ve değerlerinin bilinmesi, ancak sahte algılara karşı durarak mümkün olacaktır. Kaliteli bir yaşam ve medeniyetin inşası için, emeği gerçek anlamda sahiplenmek ve desteklemek gereklidir. Aksi takdirde, sahte emek sahipleri her zaman gerçeklerin önüne geçecek ve toplumsal değerlerin yozlaşmasına ve toplumun yaşanılan çağın gerisinde kalmasına neden olacaktır.”

Bence de bu kıymetli kitabın özünde ve temelinde yatanlar, okuyucusuna yol gösterdiği konular, ele aldığı toplumsal sorunları sentezleyince ortaya çıkan fikirler şunlardır:

  1. Çok okumak.
  2. Sürekli sorgulamak.
  3. Merak edip, araştırmak.
  4. Analitik düşünmek.
  5. Doğru bilgiye ulaşmak.
  6. Bu doğru bilgiyi kullanarak, kendimize değerler katmak.
  7. Ahlaklı, erdemli ve herkesi düşünebilen iyi bir insan olmak.
  8. Sadece insan haklarına değil; hayvan, doğa ve varlık haklarına da değer veren bir insan olmak.
  9. Çevremize de bu bilgilerimiz, edinilen entelektüelliklerimiz ve liyakatli değer yargılarımız ile temas ve etki edebilmek.
  10. Önce kendimiz, sonra çevremiz sonra da toplumumuz için mücadele etmek.

Kalemine, yüreğine, emeğine sağlık Mustafa abi. Yakın bir abim olduğun için yazmadım bunları, sana hayat açısından yakın ama kitabını okurken de bir eleştirmen olarak, sana uzak ve tarafsız bir jüri olduğumu sen benden çok iyi biliyorsun. Muhteşem bir başucu kitabı olmuş ve bu kıymetli eser birçok toplumsal konuya değinirken hemen hepsine de çözüm önerisi sunuyor, çözülmezse de neler olacağını açık yüreklilik ile ifade ediyor. Bir kardeşin olarak kitabında eleştirdiğim tek bir konu var, bazı farklı bölümlerde aynı konuların tekrarlandığı hissiyatına kapıldım, ama belki de bu senin bir yoğurt yiyiş tarzın ve bazı konuların altını çok daha fazla çizmek isteyişin, sana bunu sormadan önce açık yüreklilik ile burada yazmak istedim. Haricinde bu kitap gerçek bir yol arkadaşı.

Çok okuyun, kitapla ve sevgiyle kalın…

Yorum bırakın